"Misafirler geldiğinde hemen odasına kaçıyor, kimseyle konuşmak istemiyor", "Parkta sırasını bir başkası aldığında hakkını savunamıyor, arkama saklanıyor..." Her yaştan ebeveynin evinde veya sosyal ortamlarda en sık karşı karşıya kaldığı ve toplumsal bir baskı hissettiği kriz anlarının başında çocukların sosyal çekingenlikleri gelir. Çocuğun yabancı ortamlarda içe kapanması veya kendini ifade etmekten kaçınması, anne babalar tarafından genellikle bir "özgüven eksikliği" veya "zayıflık" belirtisi olarak algılanır ve aceleyle araya girilip çocuk "Sosyal ve girişken olmaya" zorlanır.
Oysa çocuk psikolojisinde utangaçlık veya çekingenlik bir kişilik bozukluğu ya da aşılması gereken bir kusur değildir; sadece çocuğun dış dünyayı algılarken kullandığı bir "temkinlilik" ve mizaç özelliğidir. Gerçek özgüven; her ortamda en çok konuşan, en önde duran veya en yırtıcı çocuk olmak demek değildir. Özgüven, çocuğun hata yapmaktan korkmadan kendi sınırlarını çizebilmesi ve "ben olduğum halimle değerliyim" inancını içinde sımsıkı taşımasıdır. Nesmark Ebeveyn Bülteni’nin bu sayısında; yaş gruplarına göre özgüven gelişimini, utangaçlık duvarını çocuğu incitmeden nasıl esneteceğimizi ve evde kendini ifade etme kasını güçlendirmenin yollarını inceliyoruz.
Modern ebeveynlikte sıkça düşülen tuzaklardan biri, çocuklara sadece başarılı, uslu, temiz veya sosyal olduklarında yüksek dozda ilgi ve sevgi sunmaktır. Bu durum, çocukta "Ben sadece annemin/babamın istediği kalıba girdiğimde seviliyorum" kodlamasını yaratır ve dış dünyada hata yapma korkusunu zirveye taşır. Hata yapmaktan sarsıcı derecede korkan çocuk, sosyal ortamlarda hiç risk almamayı, yani tamamen içe kapanmayı seçer.
Çocuğun gerçek bir özgüven geliştirebilmesi için öncelikle ev içinde "Ben hata yapsam da, bir ortamda sessiz kalsam da, sınavdan düşük not alsam da ailemin bana olan sevgisi ve güveni asla değişmiyor" sarsılmaz temelini dürüstçe deneyimlemesi gerekir. Evde duygusal deposu koşulsuz kabulle dolan çocuk, dış dünyadaki sosyal rüzgarlara karşı çok daha dik duracaktır.
Çocukların kendilerini algılama ve sosyal ortamlarda var etme becerileri yaş büyüdükçe katmanlaşır. Çocuğunuzdan mizaç olarak yapamayacağı bir sosyal hamle bekleyip onu etiketlememek adına aşağıdaki gelişim tablosunu rehber edinebilirsiniz:
| Yaş Grubu | Özgüven ve Benlik Algısı | En Sık Yaşanan Çekingenlik | Ebeveynin Odaklanacağı Strateji |
| 1 - 3 Yaş | Kendini dünyadan ayrıştırır. Güven hissi tamamen ebeveynin fiziksel yakınlığına bağlıdır. | Yabancı birini gördüğünde ağlama, ebeveynin arkasına saklanma, kucaktan inmeme. | Zorlamayın, "Korkacak bir şey yok" diye baskı yapmayın. Güvenli liman olun, yabancılarla arasına tampon bölge kurun. |
| 4 - 6 Yaş | Sosyal beceriler filizlenir. Akran grubuyla ilk iletişimler başlar ancak reddedilme korkusu yoğundur. | Parkta çocukların arasına girememe, uzaktan izleme, "Benimle oynamazlar" kaygısı. | Duygusunu onaylayın. Ortama girmesi için "Gel birlikte merhaba diyelim" diyerek ilk adımı küçük köprülerle kolaylaştırın. |
| 7 - 12 Yaş | Okul dönemidir; başarılar, yetenekler ve akran onayları özgüveni doğrudan besler veya zedeler. | Sınıfta parmak kaldırmaya korkma, tahtaya kalkarken utanma, arkadaş zorbalığı karşısında susma. | Sonuca değil çabaya odaklanan övgüler kurun. Evde onun kararlarına, odasının sınırlarına kesinlikle saygı duyun. |
| 13 - 16 Yaş | Kimlik inşası dönemidir. Beden imajı, dış görünüş ve akran grubu tarafından beğenilme arzusu her şeyin önündedir. | Topluluk önünde konuşmaktan kaçınma, aşırı çekingenlik veya tam tersi sahte bir özgüvenle maskelenmiş hırçınlık. | Eleştirmekten, kıyaslamaktan kesinlikle kaçının. Sadece dürüst bir dinleyici olun, fikirlerine yetişkin gibi değer verin. |
Çocuğunuza sürekli "Hadi konuşsana", "Neden bu kadar utangaçsın?" demek sadece onun utancını ve yetersizlik hissini büyüterek kabuğuna daha sıkı çekilmesine neden olur. Süreci şefkatli ve kalıcı kılmak için şu adımları izleyebilirsiniz:
Evlerde çocukların özgüven süreçlerini ve sosyal çekingenlik krizlerini yönetmeye çalışırken ebeveynlerin en çok yanıt aradığı soruları bir araya getirdik:
Hayır, doğrudan gidip diğer çocukla kavga etmeyin veya oyuncağı elinden siz almayın. Eğer her seferinde kurtarıcı olarak araya girerseniz, çocuğunuz "Ben acizim, annem/babam olmadan kendimi koruyamam" kodlamasını içselleştirir. Doğru yaklaşım, çocuğunuzun boy hizasına inip sakinlikle rehberlik etmektir: "Oyuncağını izinsiz almaları seni çok üzmüş. Gel birlikte gidelim, ona 'Şu an bu oyuncakla ben oynuyorum, işim bitince sana vereceğim' de, ben arkanda seni bekliyorum" diyerek cümleyi kurma cesaretini ona verin.
Kesinlikle yanlıştır. Bu yaklaşıma psikolojide "sahte özgüven pompalaması" denir. Çocuğa sürekli hatasız ve en mükemmel olduğu söylenirse, çocuk dış dünyaya çıktığında ve ilk başarısızlıkla karşılaştığında devasa bir illüzyon kırıklığı yaşar. Çocuğunuzun kişiliğini veya sonucunu değil, gösterdiği emeği övün. "Çok zekisin" yerine "Bu resmi bitirmek için çok güzel bir sabır gösterdin" deyin. Gerçek özgüven sahte övgülerden değil, emeğin dürüstçe fark edilmesinden doğar.
Bu korkunun temelinde hata yapıp arkadaşlarına rezil olma veya öğretmeninden eleştiri alma kaygısı yatar. Evde hata yapmayı neşeli ve normal bir süreç haline getirin. Birlikte bir şeyler yaparken bilerek hata yapın, dökün, yanlış söyleyin ve "Aaa bak yanlış yaptım, sorun değil insanız, düzeltebiliriz" diyerek kusursuzluk baskısını ev içinde kırın. Sınıf öğretmeniyle görüşerek, çocuğunuzun kesin olarak bildiği kolay bir soruda onu tahtaya kaldırıp küçük başarı hislerini tattırmasını rica edebilirsiniz.
Ergenlik döneminde beden hızla değişirken gençlerin kendilerini güvensiz, çirkin veya yetersiz hissetmeleri gelişimsel olarak son derece yaygındır. Ona "Neden bu kadar asossyalsin, biraz dışarı çık" gibi eleştirel baskılar kurmayın. Dış görünüşü, sivilceleri veya kilosu hakkında asla şaka dahi olsa olumsuz yorum yapmayın. Onun iyi olduğu, tutku duyduğu ucu açık alanları (bilgisayar kodlama, enstrüman çalma, resim, spor) destekleyin. Bir alanda yetkinleşen gencin özgüveni tüm hayatına kalıcı olarak yansır.
Nesmark Notu: Özgüven, bir çocuğun arkasına rüzgarı alıp her zaman en önde koşması demek değildir; fırtına çıktığında kendi içine sığınabileceği o sarsılmaz inançtır. Çocuklarımızın mizaçlarına, sessizliklerine ve temkinli adımlarına saygı duyun. Onları bir başkası olmaya zorlamadan, oldukları halleriyle baş tacı ettiğinizde, dünyadaki hiçbir eleştirinin yıkamayacağı kadar güçlü, köklü ve özgüvenli bireyler yetiştirmenin kapısını aralamış olursunuz.